Liberalizmin Hızla Tasfiyesi

Değişmeyen tek şey değişimdir. Hâliyle dünya da değişiyor. İnsanlarla iletişim kurma yollarımız değişiyor, siyasi düşüncelerimiz değişiyor, öğrenme yöntemlerimiz değişiyor; devletler ve ülkeler değişiyor. Daha üç sene evvel bir konu hakkında bilgi edinmek istediğimizde internetin derinliklerine inerken, bugün koskoca bir dil modeline sorduğumuzda cevabını bir cümlede alabiliyoruz.
Dünyada son 20 senedir, başta Orta Doğu olmak üzere çıkan iç savaşlar sebebiyle “beyaz dünyaya” yönelik göçler sonrası, beyaz demokratlar artık demokrasiyi konuşmuyor. İfade özgürlüğü, katılımcı demokrasi, bireycilik ve azınlık hakları gibi kavramlar; yeni oluşan alternatif sağın yükselişiyle birlikte yerini zenofobiye, göçmen karşıtlığına, izolasyonizme ve “önce benim ülkem” anlayışına bıraktı.
İşin garip kısmı şu: Bu yeni gördüğümüz sağ akım, bizim ve bizden öncekilerin alışık olduğu sağ akım değil. AfD’nin Weidel’i, “sağcı” olmasına rağmen klasik sağ değerlerle çelişen bir profille, lezbiyen ve Sri Lankalı bir partnerle birlikte. Yani bu yeni sağ akım, geçmişteki ideolojik saflık takıntısına dayalı bir sağcılık değil.
2024’te yapılan seçim sonrası, pek çok kişinin beklediği gibi Donald Trump yeniden seçildi. Öncesinde suikast girişimine benzeyen bir hadise yaşandı; “sincap olayı” olarak anılan süreç de seçimleri etkiledi. MAGA (Make America Great Again) hareketine mensup kesim Trump konusunda oldukça umutluydu. Savaşların biteceği, Amerika’nın kendini tüketen küreselcilikten kurtulacağı, ülkenin içe kapanarak güçleneceği, barışın geleceği; kültür savaşlarının sona ereceği ve Amerika’nın yeniden “büyük” olacağı düşünülüyordu.
Ancak seçildikten sonra tablo farklı gelişti. Venezuela’ya müdahale söylemleri, İran’a yönelik sert hamleler, müttefik Danimarka’yı Grönland konusunda tehdit eden açıklamalar; ayrıca Epstein dosyasına dair tartışmalar ve belgelerin gizlendiği iddiaları gündeme geldi. Sonuç olarak, ekonomik beklentiler de karşılanmadı; örneğin artan yumurta fiyatları gibi gündelik sorunlar seçmen nezdinde hayal kırıklığı yarattı.
Kişisel yorum yapmak gerekirse, Amerikalıların bu adayı nasıl yeniden seçtiği konusunda ciddi bir şaşkınlık duyuyorum. Geçmişte hakkında açılmış davalar, çelişkili söylemler ve ileri yaşı göz önüne alındığında, bu tercihin arkasındaki psikolojiyi anlamak zor. Dünya sanki bir “the fire rises” fantezisine sürüklenmiş gibi.

Liberalizmin Tasfiyesi
Baştaki gibi, dünya artık eskisi gibi değil. İfade özgürlüğü, katılımcı demokrasi, çokkültürlülük ve azınlık hakları gibi kavramlar eski ağırlığını kaybetmiş durumda. Belki de çağın güç dengeleri, Amerikan-Çin rekabeti ve şirketlerle bireylerin elinde toplanan devasa ekonomik güç düşünüldüğünde, bu kavramları savunmak her geçen gün daha da zorlaşıyor.
İnsanlık hiçbir zaman geçmişten tam anlamıyla ders çıkarmadı; bugün de, yarın da çıkaracak gibi görünmüyor. Yarı-feodal bir düzen inşa edilirken, farkında olmadan düşüncelerimiz şekillendiriliyor. Onların düşünmemizi istediği şeyleri düşünüyor, nefret etmemizi istedikleri şeylerden nefret ediyor, fayda sağlamamızı istedikleri yapılar için çalışıyoruz. Ve belki de farkında olmadan bir tür gönüllü bağımlılığa sürükleniyoruz.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!